KENE İNSANLAR
KENELER
Ofiste laptopunuzu arıyorsunuz. Oysa ki masanın üstündeydi. Bir de öğreniyorsunuz ki iş arkadaşlarınızdan biri almış laptopunuzu. Oysa ki onun da var, iyi biliyorsunuz... Ama o zahmet edip işe getirmiyor. Sizin kibarlığınızdan faydalanıp laptopsuz kalmayacağını iyi biliyor.
Bir telefon geliyor. Telefondaki ses evinizdeki vazonuzu kullanmadığınızı ve sağda solda atalandığını görmüş. Onu almak istediğini söylüyor. Oysa ki onu başka bir şekilde değerlendirmek gibi bir planınız vardı. Ancak bunu dile getirmeyi çok ayıp görüyorsunuz.
Mevlütde yanına oturduğunuz tanımadığınız bir yaşlı teyze, tabağındaki baklavayı bitirmiş, sizin tabağınızdaki baklavaya başlamış bile. Başka yere oturmadığınıza veya önünüzdeki yemeği tadına vara vara ağır ağır yediğinize pişman oluyorsunuz. Teyzeyi uyarmayı kendinizi küçültmek olarak görüyorsunuz. Bir tatlı için salon hanım efendiliğimi bozamam düşüncesiyle hafif mütebessim bakıyorsunuz. Maşallah teyze de hiç öyle bir korku yok. Küçüle küçüle çocukluğuna inmiş ağzını şapırdatarak size muzip muzip gülüyor. Bir de onun yerine utanıyorsunuz.
Odanıza geliyorsunuz şahsi dolabınızı açmış ofis eşyalarınızı alırken yakalıyorsunuz iş arkadaşınızı. Bundan rahatsız olsanız da maşallah arkadaşınız gayet rahat. Sanırım dolabınızı umuma açık zannediyor. Bunu da samimiyetine dayandırarak yapıyor. Diyemiyorsunuz ki, "samimi arkadaş olmak sınırlarım olmadığı anlamına gelmiyor" çünkü insanların bunu aşmış olmasını bekliyorsunuz.
Şehir dışına şöyle ailece bir gidelim diyorsunuz ama komşunuzun komşusu peşinize takılıyor. "Yok artık!" diyorsunuz içinizden. "Biz başka yerlere de uğrayacağız diyorsunuz ama "sorun değil. Acelem yok. Sizinle gezerim ben de" cevabıyla karşılaşıyorsunuz.
Attara gidiyorsunuz. Almayı planladığınız şeyleri alıp çıkmak gibi bir niyetiniz var. Ancak satıcı sizi öyle sık boğaz ediyor ki hipnoz olmuş gibi alakasız şeyler alıyor ve çıkıyorsunuz.
Yeteri kadar örnek verdiğime göre artık etrafımızdaki kenelerden ( kene gibi insanlardan) bahsedebilirim.
Yapışırlar. Adeta kanınızı emerler. Kene, kanınızı doya doya, şişinceye kadar emdikten sonra düşer bir süreliğine derinizden. Hemen sevinmeyin. Bir süreliğine özgürsünüz. Kene acıkınca yani menfaati söz konusu olunca sizi yine bulacaktır.
Kenenin yaşaması başka canlılardan emdikleri kana bağlıdır. Kene gibi insanların var olması da size... Onlar daima birilerine menfaat odaklı yaklaşırlar. Bazen paranıza, bazen eşyanıza, bazen zamanınıza, bazen bilgi ve hayallerinize taliptirler. Talip demeyelim de sahiptirler. Patrick Süskind, Parfume isimli eserinde, keneye benzettiği Grenouille'nin isteme şeklinden bahsederken şöyle yazar:
" yalvarır gibi değil, bildirir gibi söylenmişti bu sözler; söylenmiş de değildi aslında, püskürtülmüş, yılan hışıltısıyla ortaya fırlatılmıştı." İşte kene gibi insanlar beden dillerini öyle ustalıklı kullanırlar ki emir eri gibi dediği şeyi yapmak zorunda hissedersiniz.
Yaptıktan sonra mı... Kene insandan önceden sevdiğiniz biri bile olsa soğursunuz. Onun ne kadar yapışık, ne kadar menfaatperest olduğunu düşünür, dişlerine kanınızı sunduğunuz, malzeme verdiğiniz için sinirlenirsiniz kendinize de... Bazen de aptal gibi hissedersiniz. Sizin gözünüzde hiç bir saygınlığı kalmayan bu keneye karşı mesafe koymanın yollarını ararsınız. Eğer bunu başardıysanız bu defa kene ya size küsecek ya da size ulaşmak için her yolu deneyecektir. Hatta bir süreliğine sizde eskisi gibi ısrarcı olmadığına dair algı oluşturacaktır. Aynı romanda keneye benzetilen Greneouille gibi:
... Yaşamın kendisine hep sürüp giden bir kışlamadan başka bir şey vermediği, ağaçtaki o kene gibi... Dış dünyaya olabilecek en küçük yüzeyi göstermek için kurşuni gövdesini küre biçimine sokan, dışarıya bir şey sızdırmamak, kendinden bir damla ter bile yitirmemek için derisini düm- düz, kaskatı yapan küçük, çirkin kene... Kimse görmesin de ezmesin diye özellikle küçülen, gösterişsizleşen kene. Kendi içine toplaşıp ağacına çöreklenmiş, kör, sağır, dilsiz, yalnız havayı koklayan, yıllarca, fersah fersah öteden geçen, kendi gücüyle hiçbir zaman erişemeyeceği hayvanların kan kokusunu alan, yalnız bir kene. Kendini bırakıp düşebilirdi de. Ormanın örtüsüne düşüp minicik altı bacağıyla birkaç milimetre şu yana bu yana sürünüp yaprakların altında ölmeye yatabilirdi; yazık olmazdı keneye, Allah için olmazdı. Ama inatçı, dik kafalı, iğrenç kene, yapışır ağaca, yaşar ve bekler. Bekler ki, o en olmayacak rastlantı, kanı bir hayvan biçiminde doğruca ağacın altına sürüsün. İşte ancak o zaman bırakır çekingenliğini, düşer, geçirir tırnaklarını, ısırır, burgu gibi dalar yabancı ete...Böyle bir keneydi işte Grenouille oğlan."
Bir keneyle karşı karşıya olduğumuzu anladıysak, en fazla ikinci bir şans vermeliyiz. Üçüncü şans olmaz. Bu keneye yaşam boyu benim kanımla beslenebilirsin sözünü vermektir. Bu da yaşam boyu kendinizi asalaklar tarafından kullanılan bir aptal gibi hissetmenize ve sinir krizlerine neden olabilir.
En iyisi o kişiye Henry Cloud'un "Sınırlar" isimli kitabını hediye edin. Ancak Kene İnsan, bu kitabı size geri getirir mi bilmem? Ya da bir kişinin maskesi düşer de onun kene insan olduğunu anlarsanız, yaklaşınca ona buzul çağlarını yaşatın. Telefonunuz hiç susmasın onun yanında. Yapacak işleriniz hep olsun. Çok ciddiye almayın. Neticede alt tarafı kene! GUGUK değil ya... O işte çok daha vahim. Yaşarsam face günlüğüme ekleyeceğim.
Yorumlar
Yorum Gönder