Kayıtlar

BAKIRI ALTINA ÇEVİREN ANLAM

Resim
ALTIN VE BAKIR FİLMİNİN, İLMİ ANLAMDIRMA KONUSUNDA VERDİĞİ MESAJ) Altın ve Bakır Filmi, beni etkileyen, yaşadıkça, izlediğim karelerin anlamlı hâle geldiği filmlerden biri. Kendime, aileme, insanın içinde bulunması muhtemel durumlara ve bu durumlara karşı geliştirmesi istenen bakış açısına dair o kadar şey anlattı ki bana.. Film mi hayatı şerheder, hayat mı filmi şerheder? Her ikisini de buldum bu filmde. Her izleyici bu filmden kendine dair birşeyler çıkarır elbet ancak hayat yolculuğunu, hakikati aramayla, hakikat arayışını da ilim öğrenmekle özdeşleşleştirmiş bireylere daha çok şey anlatır bu film… Bazı insanlar için hayatın anlamı hakikat arayışına; hakikat arayışı da ilm yolculuğuna eşdeğerdir desek de, ilm yolculuğu esnasında, asıl amaç olan  anlamlandırma  unutulur bazen. İlm, yalnız şimdiki ânını, dünyevi geleceğini kurtaran, ya da bunlara da yaramayan birikmiş bir yük olur zihinde. Varoluş amacına hizmet etmeyen, yeni sorular üretmeyen bilgi, eşyanın tanımı olarak ası...

NEREDESİN SEN

Resim
Sen gittiğinde, sürüklediğin eteklerin çiçeklerimi topladı. Çiçeklerim döküldü eteklerimden. Yıldızlar kaydı, döküldü eteklerime.  Parçalanmış ayakkabısını sürüye  sürüye yanıma gelen yetim cocuklar hatrına! Sen gitme ki yıldızlar küsmesin bana. Ellerim zayıflamasın davamın yolunda. Çaresiz olduğunu haykırmasın insanın aziz alnı.  Sevgiye aç ruhlarını doyuracağız daha halkın! Ben fistanımla oynarken, sen eteklerinle Çiçeklerimi sürüye sürüye gidiyordun.  Pembe çiçeklerim ardından bakakalmış Yıldızlarıma kim ağlar annemden başka.  Suskunluğu, göğü yararken, sahipsizlerin, Sen şiirlerle gittin kardeşim, sularım kurudu. Neredesin? Van! İzmir! Kıbrıs! Rusya! Almanya!  Bir nefes çekiyor pencerem en derinden, Dua eden ellerim ümidin pırıltılarıyla Belki gelirsin bir gün gül kokularıyla. Yapılacak çok iş var. Gidilecek çok yol Üzülecek ne çok şey var. Yetistirilemeyecek, bize benliğimizi unutturacak ne çok sorumluluk... Biz kimiz? Neciyiz? Gideceğimiz yol, şifa ol...

AKABE

Resim
"Sorgula" dedi benim sorgulayıp sorgulamadığımı sorgulamadan... Ben sorgulayarak gelmiştim bu yola oysa... Kendisinin geldiği noktayı "nihai nokta" zannediyordu. Oysa yol devam ediyordu... İtiraz etmedim çünkü arkama baktığımda yolumun üstünde olduğunu ama benim geldiğim noktaya gelemediğini gördüm.  İtiraz etmedim çünkü her yolcunun geldiği nokta, yürüyüşe devam ettiği sürece kutsaldır.  İtiraz etmedim... Benim cümlelerimle değil, kendi yürüyüşüyle öğrensin istedim.  «O sarp yol (Akabe) nedir, bilir misin?» İtiraz etmedim... "Düşüneceğim" dedim... Ona süre verdim. Alarm kurmadım. Artık herkes kendi yolunda... İlknur Yılmaz Arslan / 23 Mart 2020

EV SAHİBİ

Resim
İnsan, çocukluğunda yaşar. Hapsolmuştur çocukluğuna. Sevindikleri, üzüldükleri hep çocukluğudur. Her gördüğü çocuk kendi çocukluğudur. Sevildiyse çocukken, ancak o zaman sevebilir çocukları.  İnsan her zaman çocukluğunda yaşar. En çok da yaşayamadıklarında yaşar. Hiç çıkamaz oradan. Büyüdüğünü zannetse de insan, aslında hiç büyümez. Sadece kontrolü kendinden başka etkenlere vermeyi öğrenir. Kendi çocukluğuna susmayı öğütleyerek, saklar içindeki çocukluğu.  İnsan hep çocukluğu ile bakar dünyaya. Korktuğu zaman çocukluğundaki gibi korkar, heyecanlandığı zaman içindeki çocukluğu coşar. Ama olgun görünmek için "sessiz ol" der ona. "Kimse bizi görmesin. Kimse burada olduğumuzu görmesin.  İnsan bir çocuğa gülümsediği zaman kendi çocukluğuna gülümser. Acıdıği zaman bir garip çocuğa, kendi çocukluğunun üzerine battaniye örtüp, onu kanatlarının altına almak ister.  Çocukluk gelip geçmez. Gelir ama hiç geçmez. Aslolan çocukluktur. Geriye kalanı maske ve kıyafetlerdir. İlknur Y...

ÇİÇEKLERİMİ SOLDURMA

Resim
"Suladığım çiçeklerimi soldurma Onlar ki göz aydınlığım, yaşama sevincim Ancak senin yanında alabildiğim nefesimi alma! Senin varlığınla yeşeren ümidimi ye's e çevirme.  Hakikatte olduğunu kanıtlayanın değil,  Hakikatte olanın katında kazandığı... Geçir gerekirse hakikat kılıcını naciz boynuma! Beni gözünün önünden sensiz çöllere fırlatma! Suladığım çiçeklerimi soldurma! Onlar ki, sevdiklerim, canlarım, huzurum, nefesim..."  İlknur Yılmaz Arslan / 7 Şubat 2021

KALBİM! YUVAM OLUR MUSUN!

Resim
Ebeveyn sevgisini tatmamış insanların, lüks evlerde de otursalar o yuvasız halleri içimi sızlatıyor. Oradan oraya sürüklenip durmaları... Sevgi dilenciliği yapmaları, gözleriyle adeta yalvarmaları...  Yapayalnızlar. Kutuplara, çöllere terkedilmiş gibi öylece bakakalmaları arkanızdan.  Her gidenin arkasından terkedilmiş gibi bir hâl takındıklarını gördükçe dünyanın sonsuz sürmeyişine seviniyorum. Yalnız kendi adıma değil kalpleri evsiz olanlar adına...  Bazen de ebeveyn sevgisini tatmayıp ilahi sevgiyle kalbinde bir yuva kuranlar var. Dünyanın bazı yabancılıklarını görünce bu yuvanın sıcaklığına sığınanlar...  Kalplerini sonsuz sevgiye açanlar... İşte bu yüzden hiç bir şey yapamasam da çocuklarımın ve öğrencilerimin kalbinde bu yuvayı oluşturmak istiyorum. Benim gücüm tabi ki yetmez. Elinden geleni yaparak, Allah'a ne kadar çok istediğimi ispat etmek sadece benimkisi. Çoğu zaman başaramadığıma şahit olsam da...  Olur da bir gün dünya yabancı geldiğinde kalplerind...

GÜNEŞİN ISITTIĞI İNSANLAR

Resim
Bayrampaşa, Piri Reis Sokağı.... ÇABUK ÜŞÜYEN BİR İNSANIM. KALDIRIMDA GÜNEŞİN EN NET ŞEKİLDE VURDUĞU BİR YER ARIYORUM. GÜNEŞ, İKİ KALDIRIMIN ORTASINDAN, YOLUN UCUNDAN ÇIKIP ÇIKMAMA KONUSUNDA KARARSIZ GİBİ. Üniversite sınavları kadar olmasa da, heyecan ve hafif hareketlilikle  birlikte sokaktaki farklılık hissediliyor. Yanıma bir genç kız çekinerek yaklaştı.  - Bakar mısınız? Bir şey diyebilir miyim? - Buyurun lütfen.  Gözüme baktı. Söylemeye çekiniyor gibi düşündü.  - Sizi dinliyorum, buyurun? - Sınava gireceğim ve yanımda kalemim yok!  - Çok üzgünüm. Ben de sadece bir kalem aldım. İkinci bir kalemim olsaydı inanın hemen verirdim.  - Peki, iki liranız da mı yok? Kalem... - Tabi ki ama iki lira yetecek mi? Gelin beraber arkamızdaki kırtasiyeye soralım.  Arkama döndüm. "Hoşoğlu Kitap Kırtasiye" yazıyor. Kırtasiye sahibi olduğunu düşündüğüm uzun sakallı adama: - Abi! Kalem ne kadardı? - Altı lira abla! Elimi çantama attım. Her zamanki gibi, ça...