KORİDOR
Her yağmur damlası çak çak diye düşüp, kımıldattıkça yaprakları, haftalardır dilime dolanan o şarkının cümlesi yine tekrarlatıyor kendini.
Çaki Çaki boroni bahar şirin ast
(Ne kadar güzeldir yağmurun çak çak damla akışı)
Neyse ki bir gürültü, bölüyor şarkımı da kat nöbetçisi olduğum aklıma geliyor. Sezgisel olarak 6/İ Sınıf’ından geldiğini düşündüğüm bu gürültüyle, sanki kurulmuş gibi sese yöneldim. Sınıfların içinden zoraki sızan aydınlığa rağmen karanlık ve ince koridorda, koşarak sesin geldiği yöne doğru gittim. Her sınıfın yanında, dışı bana dönük kapılar ve bu kapıların yanlarında, yüzlerini tam seçemediğim öğrencilerden oluşan koridor, 6/İ Sınıf’ının önüne gelmem ile kesildi.
Sınıfın zemini sırılsıklam olmuş. Öğrenci, heyecanlı bir şekilde anlatıyor:
-Hocam! Eymen suluğumu tahtaya atarak kırdı!
Ne olduğunu anlamak için Eymen'e, sınıf dışına çıkmasını söyledim. Kapının önünde onu beklerken Eymen geldi. Tam sorumu yönelteceğim, arkası bana dönük bir ilkokul öğrencisi, Eymen’in önünde kalkan oldu.
Çaro, Çaro, ay Çaro (Neden, neden, ey neden?)
Zihnimden atamadığım şarkıya rağmen durumu anlamaya çalıştım. Ortaokulda, ilkokul öğrencisinin ne işi var? Bu kata kadar nasıl çıkmayı başardı?
Ancak Küçük Kız, sormama fırsat tanımadan koşmaya başladı ve gözden kaybolup gitti. Şaşkınlığımı üstümden atınca, tekrar Eymen'e neden böyle yaptığını sordum. Korkutmamak için alçalttığım sesime rağmen, beden dili korktuğunu gösteriyordu. Bakışları önündeydi, çenesi titriyordu. Ya da öfkeliydi. Öfke, korku, kırgınlık birbiriyle kardeş miydi acaba? Bedendeki görünümleri, aralarında bir akrabalık olduğunu ele veriyordu. Bazen bu akrabalık, insanı anlamamızı zorlaştırıyordu. Zaten insanın en iyi yapabildiği iş, anlamamak ve anlaşılamamak. Her neyse işte! İnsanın, hele ki bir çocuğun, çaresiz ânı kahrediyor beni.
Çaro, Çaro, ay Çaro (Neden, neden, ey neden?)
Eymen, tam cevap verecekti ki, bu defa, lacivert başörtülü bir kız ona kalkan oldu. Formasına dikkat kesildiğim için yüzünü görmüyordum bile. Hey gidi! Ben de lisede böyle bir forma giyerdim. Lacivert başörtüsü bile aynı. Bu liseli kızın burada ne işi olduğunu sorgulamam gerekirken, dikkatimi verdiğim şeye bak! Koridorda, yedi yirmi dört açık olan kameralara başımı çok kaldırmadan, göz ucuyla baktım. Şu an izleniyordum ve bu katı, yol geçen hanına nasıl çevirdiğimin hesabı, benden sorulacaktı.
Tekrar Eymen’e döndüm ki, daha önce kaçan ilkokul öğrencisi de karşıma dikildi. Sanki ilkokul ve lise yıllarımın fotoğraflarına bakıyormuşum gibi izledim bu iki kızı. Benim sakin halim ile biraz rahatlayan Eymen, cesaret ve kırgınlık karışımı bir yüz ifadesiyle cevap verdi.
Onlar da beni oyunlarına almıyorlar ki… Beni hep yalnız bırakıyorlar.
Zaten insanın en iyi yapabildiği iş, anlamamak ve anlaşılamamak… İnsanın daha küçükken deneyimlemeye başladığı iki evrensel duygu. Korktum… Yetişkin olduğunda da anlatamadığında, bu yollara başvurmasından… Bu kadar sevimli de görünmeyecek üstelik.
Çaki Çaki boroni bahar şirin ast
Dar yad doram turo
Şud bedor dar dil gam-i derinam
...
Çaro, Çaro, ay Çaro
Ne kadar güzeldir yağmurun çak çak damla akışı,
Bu laleler, kalbimde eski bir derdimi açtı,
Hançer vurdular bu sineye, kaybettim, kaybettim kalbimi, ,
Bizi ayırdılar!
Ay yüzlüm, kaderimiz böyleymiş
Neden neden, ey neden?
Daler Nazarov, iç savaş nedeniyle, vatanından uzak kalınca ne güzel yazmış bu şarkı sözlerini. Kırılınca, birilerinin canını yakmak aklına gelmemiş miydi? Acı, bazı kişilerde, sanat halini de alabiliyordu. Bu çocuğu kendime bağımlı kılmadan, kendini nasıl değerli hissettirebilirdim? Sorular… sorular…
O iki kız; ilkokuldaki çocukluğum ve lise çocukluğum nasıl tek ses çıkardı bilmem. Seslerini dışarıdan değil, kalbimin içinden duydum:
İnsan, önce kendi çocukluğuna sarılmalı!
Ardından Eymen, başını kaldırdı. Dudaklarını toplamaya çalışsa da istem dışı bir şekilde gülümsüyordu. İki kızı duymadı ama benim mırıldanmama takıldı:
Hocam siz içinizden şarkı mı söylüyorsunuz?
Sezgisel olarak 6/A Sınıf’ından geldiğini düşündüğüm bir bağrışma sesiyle, sanki kurulmuş gibi Eymen’i bırakıp sese yöneldim. Bir iki adım sonra, geride bıraktığım iki kız ve Eymen aklıma geldi. Ardıma baktığımda, yalnız Eymen’i gördüm. Yarım kalmışlığın şaşkınlığı, azarlanmayışının mutluluğu içindeydi…
Yüzüme ciddi bir ifade takındım hemen:
-Eymen! Hiç zamanımız yok! Sorun yaşadığın arkadaşın ile bir an önce uzlaş da bana yardım et!
Ağaçlardan sızan güneş ışıkları ve sarılmanın verdiği huzurla patika yoldan sesin geldiği yöne doğru gittim. Her ağacın yanında içi bana dönük kapılar ve bu kapıların yanlarında, sarılmanın verdiği huzurla gülümseyen öğrencilerin bulunduğu patika yol, sonsuzluğa doğru uzayıp gidiyordu… *6/H Sınıf’ındaki 2018 numaralı Leyla Aydemir (canına kıyıldı)... 6/F Sınıf’ındaki 1993 numaralı James Bulger (canına kıyıldı)… 6/D Sınıf’ındaki 2009 numaralı Melike Tahnal(canına kıyıldı)
…
Yorumlar
Yorum Gönder