ÖĞRETMEN ANNE DUASI

Sana dayatılanı değil, hayatın ta kendisini öğretmeyi isteyen ama buna gücü yetmeyen bir kardeşin olarak, her gözyaşında aslında birilerine kendini muhtaç hissettiğini gördüm.  Sana Allah’tan başka kimseye muhtaç olmadığını öğretebilseydim hayatın boyunca eğilmez, dik olmayı başarabilirdin.

Ergenlik duygularınla yanıp tutuştuğunda senin yanışını uzaktan seyretmek istemezdim. Yüreğindeki coşkulu sevgi selini iyi bir şekilde kanalize edebilseydim sevgini gençlik heyecanıyla çarçur etmez ölümsüzleştirebilirdin.

Her çiçekten bal almak için yarıştığını gördüğümde, sana aşktan da önemli olanın güven olduğunu anlatabilseydim, damarlarına dürüstlüğü pompalayabilseydim, ihanet azalırdı yeryüzünde. Aşkın başladığı yerde güven bitiyorsa, sen güvenin galip gelmesini isterdin.

Küçük heyecanların kaybolduğunda, yüzün asıldığında, sana ahireti ve cenneti doğru bir şekilde anlatabilseydim, mutluluğu daha güzel yarınlara erteleyebilirdin.

Aynalara bakıp kendine küstüğünde, sana gerçek bakımın aslını ortaya sağlıklı bir şekilde çıkarmak olduğunu anlatabilseydim, aslından farklı görünmek için kendini ziyan etmezdin.

Haksızlığa uğradığını düşündüğünde, hiddetten yüzün kıpkırmızı olduğunda sana zulmedene acıyabilmeyi öğretebilseydim merhamet duygun öfkeni yok eder, haksızlık edeni acınacak hale getirirdin.

Çevrenden davranışlarınla her sevgi dilendiğinde, sana gerçek sevgi kaynağının Allah olduğunu anlatabilseydim, severdin ölümü, sevdiğin kadar hayatı…

Dünyada alkışlanmak, takdir görmek gibi bir görevin olmadığını öğretebilseydim, insanlar tarafından kınandığında bile, erdeme sahip çıkmayı bilirdin. İnsanların tamamı sana sırt çevirdiğinde dahi Rabbine dönük yüzün gülümsemeye devam ederdi.

Sana dindar olmanın, doğru olan herşeyde dik durabilmenin diğer adı olduğunu anlatabilseydim, leş yiyiciler dindarlığının arkasına sığınarak sana zulmetmeye cesaret edemezlerdi.

Sana çalışmak için rahatlığı erteleyebilme sabrını öğretebilseydim, asıl ve büyük gururu ahirette melekler seni alkışlarken yaşardın.

Halife olmadan el-emin olmayı öğretebilseydim, islam daha güzel yakışırdı sana.

Aşık da olsan, ahlaklı davranmayı öğretebilseydim, aşkın başka aşıkların gözyaşı olmaz, bu sırrın seni cennete taşırdı.

Arkadaşlarının gözdesi olmak için çırpınıp dururken kendinden ödün vermeye başladığında, sana Peygamberimiz ‘in şöhretten niçin Allah’a sığındığını anlatabilseydim, ünlü olabilmek için haysiyetini ayaklar altına almazdın.

Sana gerçek bakımın aslını sağlıklı bir şekilde ortaya çıkarmak olduğu anlatabilseydim, aslından farklı görünmek için kendini ziyan etmezdin.

Sana dünyadaki asıl zevkin damakla ve uçkurla değil, gönülle alındığını bunun da ancak Allah’a yakın olmakla ulaşılabildiğini anlatabilseydim obezite ve sapıklık senin öncülüğünle tarihe karışırdı belki…

Çocukluk ve gençlik o kadar kısa anlar ki… Sana ertelemenin tehlikesini anlatabilseydim, yıllar geçtikçe, her geçen dakika için vicdan azabı tatmazdın.

Sana, seni anlatabilseydim, bilirdin o zaman Rabbini…

Bir büyüğün olmadan önce, sadece bir kardeşin olarak sunmak istediklerim ama sunamadıklarım bunlar. Her bana baktığında sunamamanın verdiği sıkıntı bazen çok büyüyor. Ama anlıyorum ki hala gelişmekte olan biri olarak bu kadar şeyi nasıl yaparım. Kahramanlığın lüzumu yok. Anladım, Anlatmaya çalıştıkça ne kadar zayıf olduğumu. Anladım uğraştıklarımın sadece fili bir dua olduğunu.

“Sen, sevdiğini doğru yola eriştiremezsin, ama Allah, dilediğini doğru yola eriştirir. Doğru yola girecekleri en iyi O bilir.” (KUR’AN…)

(İlknur Yılmaz Arslan)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜNEŞ İNSANLAR

GÜNEŞİN ISITTIĞI İNSANLAR

KENE İNSANLAR