GÜNEŞLER İnsanlığa faydalı oluyorlar. Işıkları, uzun mesafeleri katediyor. Sen de bu ışıktan olabildiğince faydalanmaya çalışıyorsun. Ama ne yazık ki Sevgili Güneş, seni kendine çok yaklaştırmıyor. Bu sende bir değersizlik hissine yol açıyor. Kızıyorsun ama yaydığı ışıktan (fikirlerinin cazibesinden, ortaya koyduğu eserlerden, insanlığa bağışladığı icat, keşif ve değerlerden... vs) kendini alamıyorsun. Haksız da sayılmazsın. 👍 Eğer bu dünyadan ayrıldıysa hâlâ onun ışığında yürüyor, ayrılmadıysa yoluna ışık tutuyor. Bir teşekkür etseydin bari değil mi? Gerçi teşekkürünün maskelediği "seninle ekip olmak istiyorum. Seninle birlikte yürümek istiyorum" niyeti, buradan anlaşılmıyor da değil. 😏 İyi de güneş senin yolunu aydınlatırken, senin farkında bile değil. O sadece kendi yanıyor. Yanarken bunu aydınlatmak için yapmıyor bile olabilir. Işık kendiliğinden gelişiyor. Hem ekip olup ne yapacaksın? Yanarsın yahu! Güneş bazen bir mucid, bazen bir Peygamber, filozof, bazen bir fiki...
Bayrampaşa, Piri Reis Sokağı.... ÇABUK ÜŞÜYEN BİR İNSANIM. KALDIRIMDA GÜNEŞİN EN NET ŞEKİLDE VURDUĞU BİR YER ARIYORUM. GÜNEŞ, İKİ KALDIRIMIN ORTASINDAN, YOLUN UCUNDAN ÇIKIP ÇIKMAMA KONUSUNDA KARARSIZ GİBİ. Üniversite sınavları kadar olmasa da, heyecan ve hafif hareketlilikle birlikte sokaktaki farklılık hissediliyor. Yanıma bir genç kız çekinerek yaklaştı. - Bakar mısınız? Bir şey diyebilir miyim? - Buyurun lütfen. Gözüme baktı. Söylemeye çekiniyor gibi düşündü. - Sizi dinliyorum, buyurun? - Sınava gireceğim ve yanımda kalemim yok! - Çok üzgünüm. Ben de sadece bir kalem aldım. İkinci bir kalemim olsaydı inanın hemen verirdim. - Peki, iki liranız da mı yok? Kalem... - Tabi ki ama iki lira yetecek mi? Gelin beraber arkamızdaki kırtasiyeye soralım. Arkama döndüm. "Hoşoğlu Kitap Kırtasiye" yazıyor. Kırtasiye sahibi olduğunu düşündüğüm uzun sakallı adama: - Abi! Kalem ne kadardı? - Altı lira abla! Elimi çantama attım. Her zamanki gibi, ça...
KENELER Ofiste laptopunuzu arıyorsunuz. Oysa ki masanın üstündeydi. Bir de öğreniyorsunuz ki iş arkadaşlarınızdan biri almış laptopunuzu. Oysa ki onun da var, iyi biliyorsunuz... Ama o zahmet edip işe getirmiyor. Sizin kibarlığınızdan faydalanıp laptopsuz kalmayacağını iyi biliyor. Bir telefon geliyor. Telefondaki ses evinizdeki vazonuzu kullanmadığınızı ve sağda solda atalandığını görmüş. Onu almak istediğini söylüyor. Oysa ki onu başka bir şekilde değerlendirmek gibi bir planınız vardı. Ancak bunu dile getirmeyi çok ayıp görüyorsunuz. Mevlütde yanına oturduğunuz tanımadığınız bir yaşlı teyze, tabağındaki baklavayı bitirmiş, sizin tabağınızdaki baklavaya başlamış bile. Başka yere oturmadığınıza veya önünüzdeki yemeği tadına vara vara ağır ağır yediğinize pişman oluyorsunuz. Teyzeyi uyarmayı kendinizi küçültmek olarak görüyorsunuz. Bir tatlı için salon hanım efendiliğimi bozamam düşüncesiyle hafif mütebessim bakıyorsunuz. Maşallah teyze de hiç öyle bir korku yok. Küçüle küç...
Yorumlar
Yorum Gönder