BAŞLANGIÇ DÜDÜĞÜ ÇOKTAN ÇALMIŞTI

Din ayrıdır, din yorumu ayrı... Türlü türlü din yorumu var. Kur'an ve onu çerçeveleyen disiplinler ışığında delillendirilmiş birden fazla yorum varsa ve insanın başka hesapları da yoksa, aklına, mantığına, insafına en uygun yorumlardan birine sahip çıkar. Bu anlamda benim de yürüyüşümde zihinsel değişimlerim oldu. Geldiğim noktada şuna ikna oldum: 

İlkeler ne kadar soyut olursa o kadar evrensel olduğunu ortaya koyuyor. İlkeyi koyanın, daha iyi anlaşılması için ilkelerin çıktığı toplum ve zamanının kıyafetiyle örneklendirme yapması onun soyut olmadığını değil insana uygunluğunu gösterir. Somutlaştırma, her çağın akleden insanının görevidir ve geçicidir. Çağın insanı, bir sonraki çağ ve insanına geçici olan kendi somut örnekleriyle birlikte bu değişmez ilkeleri devretmek zorundadır. 

Kur'an, İslam ile, özelde bu dine inananlara, genelde tüm insanlara bir yürüyüş stardı verdi. Bu yürüyüşü, çağının ve zamanının en güzel örneği olan Hz. Muhammed ile örneklendirdi. Allah Rasûlü'nün vefatı ile bundan sonra, kitabın  ışığında yeni örneklendirmeleri, her çağın insanı kendi kültürel ortamına, zamanına göre yapmalı. Ancak her dinde hatta her fikir akımında olduğu gibi bu dinin müntesiplerinin bir kısmı da, start verilen bu yürüyüşü o devirde finali yapılmış bir hareketmiş gibi düşündü. Çağa ve her insanın kendi coğrafyasına uygun olarak yapılan yorumların bir kısmı, bu dinin özüne çekirdeğine doğru olduğu hâlde, çekirdekten kopuyormuşcasına bir reaksiyona içine girdiler. Oysa zamana çözüm üretemeyen her yürüyüş bir gün sonlanır.  

Namazından, zekâtına, haccına, orucuna kadar insanın psikolojisine, toplumun coşkusuna, birlik ve beraberliğine etkili çözümler üreten bu dinin, evlilik, boşanma, insan ilişkileri gibi sosyal, siyasal ve hukukî konularda kendi çağından, kendi konjonktürüne göre örnekler vermesi, düşünmemize ve kendi çağımıza yeni çözümler üretmemize engel değildir. Bilakis bu örnekler, sıçrama taşı bilinerek farklı ve yeni çözümler için motivasyon kaynağıdır. 
Bu anlamda Allah'ın "akletmiyor musunuz" "düşünmüyor musunuz" diyerek aklına güvendiği insanın artık arap örfüyle temel kaideleri birbirinden ayırması beklenir. Sadece ezberleri olan donmuş bir zihin bunu gerçekleştiremediği gibi çevresine de cehennemi yaşatır. 

Saçmalık olarak gördüklerim de dâhil insanların özgürlüklerine, yaşam şekli tercihlerine sonuna kadar saygı duyacağım. Ancak söz konusu çocuksa... Mutlu yaşaması ağırlıklı olarak çevre koşullarına bağlı küçük bir insanın en temel hakkı, oynaması; güvenmeyi, sevmeyi, öğrenmeyi, kendisini korumayı öğrenmesi; büyüdüğünde "geçmişte sevilmişim" diyebileceği mutluluklar yaşamasıdır. Bu hakkı elinden alınan her çocuk, bu ümmetin, bu insanlığın boynuna vebaldir. Her ağladığını düşündüğüm çocuğun sesini, kendi içimde hissediyorum. 

Bir yanda dini kendi şehveti için kullanan insanların varlığı, bir yanda her olayı İslam nefreti için delil olarak sunup tüm müslümanları potansiyel suçlu ilan etmeye çalışan ideolojik yobazların varlığı... Sıkıştık kaldık işte. Kim ne derse desin, hakikatin peşinde olan, asıl mağdurlara ulaşıp içinde bulunduğu zor durumdan kurtarmaya çalışanlara selam olsun. 

İlknur Yılmaz Arslan

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜNEŞ İNSANLAR

GÜNEŞİN ISITTIĞI İNSANLAR

KENE İNSANLAR