Kayıtlar

SUYA KANAMAMAK

Resim
Hakikati arıyorlardı. Bilmiyorlardı ki, kaybettikleri sendin. Senin kaybın koskocaman bir boşluktu. İçinde hayal kırıklıkları ve bitmeyen ümidin olduğu yürek yakan bir boşluk... İçtiğin sıvı kandırmaz da gerçek suyu bulamadığını anlarsın ya. İşte öyle.  İlknur Yılmaz Arslan

İMDAT KİTABI

Resim
Madem mücadele istiyorsun Neden dillerimi kilitledin? Neden günahkar ve arsızlar bu denli kuşattı evreni? Zerafet değil mi en büyük zaafım?  Ben isterdim umursamadan yürümek "Cahil" diyip gülüp geçmek Zannettim koşarım böylece. Evrenin safrasından çıkardığı o iğrenç şeyler ne? Koşarken iyi şeyler sıralanacak sandım.  Bu omuzlar çok mu kuvvetli sandın? Madem bu kaba adamlarla  Bu çirkef kadınlarla çarpış dedin Kalbimdeki merhametin sebebi ne? Ben bir ulu değilim ki, Benim dillerim koşamaz ki. Madem koşarken bu kadar takacaktım Neden davamı kalbime çaktın? Her insan Mehdi'ydi hani? Neden duyuyorum gökyüzünden "imdat" adlı şiirleri? İlknur Yılmaz Arslan

SAVRULANLAR

Resim
Savruldun gittin Ta kayboluncaya kadar. Un ufak, ufacık noktacık kaldın Anlamsızlığına dayanarak Övündün alkışlayan tilkilere minnet. Bizimki de merhamet dolu kalp ağlasak ne yazar! Gidiyorsun heyhat! Uçurumlardan aşağı. Tutunmaya çalıştığın eşek dikeni Savruldun gittin  Ta kayboluncaya dek Bizde de kalmadı ne yürek ne hareket! Git o hâlde Selametle İlknur Yılmaz Arslan

PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR’IN İNTERSEKS -HERMAFRODİT VE EŞCİNSEL KİTABININ YAZAR KATILIMLI KRİTİĞİ

Resim
Eşcinsel ilişkiyi ahlakî olarak onaylamıyorum”, “eşcinsel ilişki inancıma ters” diyen insanların artık azınlık haline getirilip linç ve manipülasyonlarla susturulduğu, bilimsel verilere dayanarak eşcinsel dürtüye sebep olan şeyleri masaya yatıran bilim insanlarına aba altından sopa gösterildiği bir dönemde Prof. Dr. Zeki BAYRAKTAR’ın yazdığı “İNTERSEKS-HERMAFRODİT ve EŞCİNSEL” kitabını okumaya karar verdim Kitabı birileriyle mütalâ etmek istiyordum. Bu yüzden beni anlayacağını düşündüğüm, Eğitimci arkadaşlarım Ayla Sarıhan, Semra Eski, Emine Elden, ve Avukat arkadaşım Öznur Uslu’yu içinde bulunduğum sıkıntılı durumdan haberdar edip onlara kitabı birlikte okuyup kritik yapmayı teklif ettim. Her ne kadar yeni yazıya geçirmiş olsam da aslında biz, Prof Dr Zeki Bayraktar Bey’in bizi kırmayıp katıldığı bu kitabın kritigini, 16 Ocak 2021 tarihinde yapmıştık. Yazıya geçirmekte bu kadar gecikmemin sebebi, yalnız içinde bulunduğum yoğunluk değil tabi ki. Ortamda artık rahatça düşünc...

YELKOVANDAN KAÇAN ADAM

Resim
Belki de bitmeyen mide bulantılarımızın, iflah olmaz yalnızlık duygularımızın, boşlukta yüzmemizin sebebi, güneşe, hilale, hayatımızda yer açmamamızdır. Tabiatın bir parçası, bir kardeşi, cemaati olmamızı reddetmemizdir. Ahmet Haşim, "Müslüman Saati" adlı yazısında anlatır ya: "Eskiden kendimize göre yaşayışımız, düşünüşümüz, giyinişimiz ve kendimize göre dinden, Irktan ve an'aneden hayat alan bir zevkimiz olduğu gibi, bu hayat üslûbuna göre de saatlerimiz ve günlerimiz vardı. Müslüman gününün başlangıcını, şafağın parıltıları; sonunu, akşamın ışıkları tâyin ederdi. Işıkta başlayıp ışıkta biten on iki saatlik kısa, hafif, yaşanması kolay bir günümüz vardı. Müslümanların mesut olduğu günler, işte bu günlerdi." iki yakamızın bir araya gelmemesin nedeni, belki de budur. YALNIZ, saat ile arkadaş olmamız: yelkovanın önünde koşturup durmamızdır. İlknur Yılmaz Arslan

TERK-İ DİYAR

Resim
Bazen "terketmek" demek, "başını alıp gitmek demek" değildir.  Bazen terketmek, listeden çıkmak da olmaz. Bazen terketmek, yabancılaşmaktır. Sessizce yabancılaşır o... İtiraz etmez ama söylediklerinin, artık gönül dünyasında karşılığı yoktur. Eskisi gibi komik bulmaz söylediklerini, eskisi kadar katıl-a-maz fikirlerine... Eskisi kadar şaşırmaz tesbitlerine; eskisi kadar can dost, aileden biri, yoldaş olarak görmez seni. Diyorum ya yabancılaşmıştır ama nezaketen dillendirmiyordur... Yabancılaş-tırıl-mıştır senin şahsınca. Muhtemelen sen, söylediklerinle, duruşunla gönül sofranın çevresinde, onun sandalyesini dışarı koymuşsundur. Belki de o görmüştür ama sen hâlâ... Lay lay lom...  İlknur Yılmaz Arslan

BİR GÜN

Resim
Meryem orucu çok uzun sürdü.  Artık Safa Tepesi'ne çıkmak istiyorum. Düşmekten korkmadan... Balinanın karnından kurtulup,  Ninovalıların yüzüne taa gözünün içine tükürmek istiyorum. Kınanmaktan korkmadan... Deli gibi fısıldamaktan bıktım. Cebrail gibi ilahi vahyi evrenin üzerinden haykırmak istiyorum.  Utanmaktan korkmadan... Musa yumruğumu çirkefin tam tepesine indirip yarenlerimle koşmak istiyorum.  Çalınan cevher tekrar avuçlarımda, Kızıldeniz'i kötünün üzerine boca etmek istiyorum. İki eli kuruyasıca Ebu Leheb'in çirkin yüzünden kormadan... 11 Nisan 2017 anısına...

BAKIRI ALTINA ÇEVİREN ANLAM

Resim
ALTIN VE BAKIR FİLMİNİN, İLMİ ANLAMDIRMA KONUSUNDA VERDİĞİ MESAJ) Altın ve Bakır Filmi, beni etkileyen, yaşadıkça, izlediğim karelerin anlamlı hâle geldiği filmlerden biri. Kendime, aileme, insanın içinde bulunması muhtemel durumlara ve bu durumlara karşı geliştirmesi istenen bakış açısına dair o kadar şey anlattı ki bana.. Film mi hayatı şerheder, hayat mı filmi şerheder? Her ikisini de buldum bu filmde. Her izleyici bu filmden kendine dair birşeyler çıkarır elbet ancak hayat yolculuğunu, hakikati aramayla, hakikat arayışını da ilim öğrenmekle özdeşleşleştirmiş bireylere daha çok şey anlatır bu film… Bazı insanlar için hayatın anlamı hakikat arayışına; hakikat arayışı da ilm yolculuğuna eşdeğerdir desek de, ilm yolculuğu esnasında, asıl amaç olan  anlamlandırma  unutulur bazen. İlm, yalnız şimdiki ânını, dünyevi geleceğini kurtaran, ya da bunlara da yaramayan birikmiş bir yük olur zihinde. Varoluş amacına hizmet etmeyen, yeni sorular üretmeyen bilgi, eşyanın tanımı olarak ası...

NEREDESİN SEN

Resim
Sen gittiğinde, sürüklediğin eteklerin çiçeklerimi topladı. Çiçeklerim döküldü eteklerimden. Yıldızlar kaydı, döküldü eteklerime.  Parçalanmış ayakkabısını sürüye  sürüye yanıma gelen yetim cocuklar hatrına! Sen gitme ki yıldızlar küsmesin bana. Ellerim zayıflamasın davamın yolunda. Çaresiz olduğunu haykırmasın insanın aziz alnı.  Sevgiye aç ruhlarını doyuracağız daha halkın! Ben fistanımla oynarken, sen eteklerinle Çiçeklerimi sürüye sürüye gidiyordun.  Pembe çiçeklerim ardından bakakalmış Yıldızlarıma kim ağlar annemden başka.  Suskunluğu, göğü yararken, sahipsizlerin, Sen şiirlerle gittin kardeşim, sularım kurudu. Neredesin? Van! İzmir! Kıbrıs! Rusya! Almanya!  Bir nefes çekiyor pencerem en derinden, Dua eden ellerim ümidin pırıltılarıyla Belki gelirsin bir gün gül kokularıyla. Yapılacak çok iş var. Gidilecek çok yol Üzülecek ne çok şey var. Yetistirilemeyecek, bize benliğimizi unutturacak ne çok sorumluluk... Biz kimiz? Neciyiz? Gideceğimiz yol, şifa ol...

AKABE

Resim
"Sorgula" dedi benim sorgulayıp sorgulamadığımı sorgulamadan... Ben sorgulayarak gelmiştim bu yola oysa... Kendisinin geldiği noktayı "nihai nokta" zannediyordu. Oysa yol devam ediyordu... İtiraz etmedim çünkü arkama baktığımda yolumun üstünde olduğunu ama benim geldiğim noktaya gelemediğini gördüm.  İtiraz etmedim çünkü her yolcunun geldiği nokta, yürüyüşe devam ettiği sürece kutsaldır.  İtiraz etmedim... Benim cümlelerimle değil, kendi yürüyüşüyle öğrensin istedim.  «O sarp yol (Akabe) nedir, bilir misin?» İtiraz etmedim... "Düşüneceğim" dedim... Ona süre verdim. Alarm kurmadım. Artık herkes kendi yolunda... İlknur Yılmaz Arslan / 23 Mart 2020

EV SAHİBİ

Resim
İnsan, çocukluğunda yaşar. Hapsolmuştur çocukluğuna. Sevindikleri, üzüldükleri hep çocukluğudur. Her gördüğü çocuk kendi çocukluğudur. Sevildiyse çocukken, ancak o zaman sevebilir çocukları.  İnsan her zaman çocukluğunda yaşar. En çok da yaşayamadıklarında yaşar. Hiç çıkamaz oradan. Büyüdüğünü zannetse de insan, aslında hiç büyümez. Sadece kontrolü kendinden başka etkenlere vermeyi öğrenir. Kendi çocukluğuna susmayı öğütleyerek, saklar içindeki çocukluğu.  İnsan hep çocukluğu ile bakar dünyaya. Korktuğu zaman çocukluğundaki gibi korkar, heyecanlandığı zaman içindeki çocukluğu coşar. Ama olgun görünmek için "sessiz ol" der ona. "Kimse bizi görmesin. Kimse burada olduğumuzu görmesin.  İnsan bir çocuğa gülümsediği zaman kendi çocukluğuna gülümser. Acıdıği zaman bir garip çocuğa, kendi çocukluğunun üzerine battaniye örtüp, onu kanatlarının altına almak ister.  Çocukluk gelip geçmez. Gelir ama hiç geçmez. Aslolan çocukluktur. Geriye kalanı maske ve kıyafetlerdir. İlknur Y...

ÇİÇEKLERİMİ SOLDURMA

Resim
"Suladığım çiçeklerimi soldurma Onlar ki göz aydınlığım, yaşama sevincim Ancak senin yanında alabildiğim nefesimi alma! Senin varlığınla yeşeren ümidimi ye's e çevirme.  Hakikatte olduğunu kanıtlayanın değil,  Hakikatte olanın katında kazandığı... Geçir gerekirse hakikat kılıcını naciz boynuma! Beni gözünün önünden sensiz çöllere fırlatma! Suladığım çiçeklerimi soldurma! Onlar ki, sevdiklerim, canlarım, huzurum, nefesim..."  İlknur Yılmaz Arslan / 7 Şubat 2021

KALBİM! YUVAM OLUR MUSUN!

Resim
Ebeveyn sevgisini tatmamış insanların, lüks evlerde de otursalar o yuvasız halleri içimi sızlatıyor. Oradan oraya sürüklenip durmaları... Sevgi dilenciliği yapmaları, gözleriyle adeta yalvarmaları...  Yapayalnızlar. Kutuplara, çöllere terkedilmiş gibi öylece bakakalmaları arkanızdan.  Her gidenin arkasından terkedilmiş gibi bir hâl takındıklarını gördükçe dünyanın sonsuz sürmeyişine seviniyorum. Yalnız kendi adıma değil kalpleri evsiz olanlar adına...  Bazen de ebeveyn sevgisini tatmayıp ilahi sevgiyle kalbinde bir yuva kuranlar var. Dünyanın bazı yabancılıklarını görünce bu yuvanın sıcaklığına sığınanlar...  Kalplerini sonsuz sevgiye açanlar... İşte bu yüzden hiç bir şey yapamasam da çocuklarımın ve öğrencilerimin kalbinde bu yuvayı oluşturmak istiyorum. Benim gücüm tabi ki yetmez. Elinden geleni yaparak, Allah'a ne kadar çok istediğimi ispat etmek sadece benimkisi. Çoğu zaman başaramadığıma şahit olsam da...  Olur da bir gün dünya yabancı geldiğinde kalplerind...

GÜNEŞİN ISITTIĞI İNSANLAR

Resim
Bayrampaşa, Piri Reis Sokağı.... ÇABUK ÜŞÜYEN BİR İNSANIM. KALDIRIMDA GÜNEŞİN EN NET ŞEKİLDE VURDUĞU BİR YER ARIYORUM. GÜNEŞ, İKİ KALDIRIMIN ORTASINDAN, YOLUN UCUNDAN ÇIKIP ÇIKMAMA KONUSUNDA KARARSIZ GİBİ. Üniversite sınavları kadar olmasa da, heyecan ve hafif hareketlilikle  birlikte sokaktaki farklılık hissediliyor. Yanıma bir genç kız çekinerek yaklaştı.  - Bakar mısınız? Bir şey diyebilir miyim? - Buyurun lütfen.  Gözüme baktı. Söylemeye çekiniyor gibi düşündü.  - Sizi dinliyorum, buyurun? - Sınava gireceğim ve yanımda kalemim yok!  - Çok üzgünüm. Ben de sadece bir kalem aldım. İkinci bir kalemim olsaydı inanın hemen verirdim.  - Peki, iki liranız da mı yok? Kalem... - Tabi ki ama iki lira yetecek mi? Gelin beraber arkamızdaki kırtasiyeye soralım.  Arkama döndüm. "Hoşoğlu Kitap Kırtasiye" yazıyor. Kırtasiye sahibi olduğunu düşündüğüm uzun sakallı adama: - Abi! Kalem ne kadardı? - Altı lira abla! Elimi çantama attım. Her zamanki gibi, ça...

VAKUM İNSANLAR

Resim
Bir de vakumlar vardır ki bu böceklere çok benzerler. Ancak ateşin etrafındaki böcekler sizin yörüngeniz etrafında dönüp dururken, vakum sizi kendi yörüngesine çeker. Ateşin etrafındaki böcekler sizin gücünüzden beslenirken, vakum gücünü sizin pasifliğinizden alır. Ateşin etrafındaki böcekler ışığınız yandığı sürece size hayrandır. Vakum kendine hayrandır ve ışığının yanması size bağlıdır. Vakumun derdi kendini iyi hissetmektir. Bu istek çeşitli şekillerde kendini gösterir. Bazen kendini yalnız hissetmemek, bazen kendini kahraman olarak sunmak, bazen fikirlerine şahit bulmak için size ihtiyaçları vardır. En kolay avlayabildiği kişiler, hassas, nazik, insanları kırmaktan çekinen, hayır demekte zorlanan, münakaşayı ve zıtlaşmayı ilkellik olarak gören tiplerdir. Bir vakum, hedefine koyduğu kişiyi çok kolay yörüngesine alabilir. Hem de öyle maharetli bir şekilde gerçekleşir ki bu çekim, siz senelerdir bu yörüngede olduğunuzu zannedersiniz. Bu yörünge bazen bizzat kendisidir: -Merhaba İlknu...

PERVANELER

Resim
(Hepimizin içinde gezegenler, olaylar, melekler, cinler, şeytanlar, nesneler çokça da hayvanlar vardır.) Bir şekilde başardıysan, güçlü ve ünlü göründüysen, kendini ispatladıysan yani ışık gibi yanıyorsan etrafında belirip seninle samimi olmaya çalışan tiplerdir ışığın etrafındaki böcekler… Etrafında pervane olurlar. Sık sık seni ararlar. Telefon yetmez, dışarıda da görüşme talep ederler. Seni görünce mütebessim şekilde selamlamadan yanından geçmezler. İltifatı çok abartırlar. Sosyal medyada dâhi seni ilgiye boğarlar Peki bu ne zamana kadar devam eder? Tabi ki ışığın sönene, sen toprak rengine dönene kadar… Eğer sen gerçek rengini alana kadar sevimli böcüğümüz ışığından yanmadıysa yavaş yavaş senden uzaklaşacaktır. Pervane böcekli karakterlerinin belki de en tiksindiği şey, sönük, basit tiplerin yanında görünmektir. Çünkü onlar bütün prestijlerini etrafında döndükleri kişiden alırlar. Hatta bazen basit taraflarınıza şahit olduklarında agresifleşebilirler Sende ki etkisi: Et...

AYNADAKİ YÜZÜM

Resim
Perspektif fetişizmi diye birşey var. Oysa hayat psikolojiden büyüktür. Sosyolojiden büyüktür. Biyolojiden, tıptan büyüktür. Hakikat, perspektiften çok çok büyüktür. Bir kez anahtarı keşfettin mi, olasılıklar kaideyi aşar. Bütünün Rabbi ayan beyan ortadayken, perspektifin sunduğu illüzyona tapınmak sana yakışmaz. Her perspektif birbirinden habersizmiş gibi hareket eder. Ama sen böyle hareket edemezsin. Sen olasılıkların da Rabbi olan Allah'a iman edersin. Sana yalnız kendi perspektifini dayatanlardan, bütünün yani hakikatin Rabbi; olasılıkların emri altında olana kaçıp yükselmen lâzım. Kendini yalnız aynadan değil, daha çok üstten izlemen lâzım. Bunun için  istikamet üzere olmak yetmez. Bir de aşk lâzım. İlknur Yılmaz Arslan Görsel: @st.parasto

ŞARTSIZ NEFRET

Resim
"Birçoğumuz, aynı hikâye, diğer tarafın ağzından anlatılsa nasıl olurdu diye sorgulamayı neredeyse hiç düşünmeyiz."  der Mark Wolynn Şartlanmış zihin için hikayeyi anlatan haklıdır. Yanımızda ya da kendi dünya görüşümüzde olmadığı için hikayenin bir diğer kahramanı haksızdır. Duyduğumuz negatif senaryolarsa, olumlu her senaryonun üstünü örtecek kadar güçlüdür.  Şartsız sevgi var da şartsız nefret yok mu? Olmaz mı! Şartsız kabulün karşıtı şartsız yalnızlaştırma gibi... En ilkelinden, en vicdansızından...  İlknur Yılmaz Arslan

BAŞLANGIÇ DÜDÜĞÜ ÇOKTAN ÇALMIŞTI

Resim
Din ayrıdır, din yorumu ayrı... Türlü türlü din yorumu var. Kur'an ve onu çerçeveleyen disiplinler ışığında delillendirilmiş birden fazla yorum varsa ve insanın başka hesapları da yoksa, aklına, mantığına, insafına en uygun yorumlardan birine sahip çıkar. Bu anlamda benim de yürüyüşümde zihinsel değişimlerim oldu. Geldiğim noktada şuna ikna oldum:  İlkeler ne kadar soyut olursa o kadar evrensel olduğunu ortaya koyuyor. İlkeyi koyanın, daha iyi anlaşılması için ilkelerin çıktığı toplum ve zamanının kıyafetiyle örneklendirme yapması onun soyut olmadığını değil insana uygunluğunu gösterir. Somutlaştırma, her çağın akleden insanının görevidir ve geçicidir. Çağın insanı, bir sonraki çağ ve insanına geçici olan kendi somut örnekleriyle birlikte bu değişmez ilkeleri devretmek zorundadır.  Kur'an, İslam ile, özelde bu dine inananlara, genelde tüm insanlara bir yürüyüş stardı verdi. Bu yürüyüşü, çağının ve zamanının en güzel örneği olan Hz. Muhammed ile örneklendirdi. Allah Rasûlü'n...